ihalenin iptaline ilişkin İSKİ Yönetim Kurulunun 16.10.2008 tarihli kararında, bu karara karşı başvurulacak idari merciler ve kanun yolları ile sürelerinin belirtilmediği, bu itibarla, idarece Anayasa’nın 40. maddesine uygun olarak hangi kanun yolları ve mercilere başvurulabileceği ve sürelerinin belirtilmesi gerektiğinden, itirazen şikâyet başvurusunun süre yönünden reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddine ilişkin idare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmadığı hakkında.
Karar: Danıştay 13. Dairesinin 15.03.2017 tarih ve E:2012/2778, K:2017/651 sayılı kararı.
Özet:İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 01.09.2008 tarihinde açık ihale usulü ile yapılan 2008/96290 ihale kayıt numaralı “Gaziosmanpaşa Şube Müdürlüğü Mesuliyet Sahası İçerisinde Bozuk, Çökük, Hasarlı ve Hizmet Dışı Kalmış Mevcut Atıksu ve İçmesuyu Hatlarında Komple veya Kısmi Yenileme ve Rehabilitasyon İşi” ihalesine ilişkin olarak Yurt Mühendislik – Osman Üneş’in 26.07.2011 tarih ve 35158 sayı ile Kurum kayıtlarına alınan itirazen şikâyet başvurusu üzerine Kamu İhale Kurulunun 15.08.2011 tarihli ve 2011/UY.II-2752 sayılı kararı ile “Başvurunun reddine” karar verilmiştir.
Davacı Yurt Mühendislik – Osman Üneş’in vekili tarafından anılan Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, Ankara 13. İdare Mahkemesinin 03.05.2012 tarih ve E:2012/140, K:2012/1013 sayılı kararı ile “davanın reddine” karar verilmiştir.
Anılan Mahkeme kararının davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay 13. Dairesinin 15.03.2017 tarih ve E:2012/2778, K:2017/651 sayılı kararı ile “…Anayasa’nın “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine, 03.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrada ise, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmü yer almıştır.
Bu ek fıkranın gerekçesinde, değişikliğin, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline gelmesi nedeniyle yapıldığına değinilmiştir.
Anayasal düzenlemeler ve değinilen gerekçeden, Devletin, kurumları vasıtasıyla tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idari makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin bir anayasal zorunluluk hâline getirildiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın bağlayıcılığı karşısında, bu zorunluluğa; yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları kuşkusuzdur.
Anayasal düzenlemeler, kural olarak doğrudan uygulanacak hükümlerden olmayıp, yasalarda gerekli düzenlemeler yapılarak yaşama geçirilirler. Ancak, öğretide ve Anayasa Mahkemesi’nin kimi kararlarında, yürürlüğe konulması gereken yasal düzenlemede yer verilmesi gereken konuların Anayasa metninde açıkça kurala bağlandığı durumlarda, bir özel yasa ya da yürürlükteki yasalarda uygun değişiklik yapılması gerekmeksizin Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanacağı kabul edilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının doğrudan uygulanması gerektiğini, 08.12.2004 tarih ve E:2004/84, K:2004/124 sayılı kararında; 5225 sayılı Kanun’da, başvurulacak kanun yolu ve süresinin özel olarak düzenlenmemiş olmasının, Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık oluşturmadığını belirterek benimsemiş ve kararında; bireyler hakkında kurulan işlemlere karşı kanun yolları, başvurulacak merciler ile sürelerin belirtilmesi yönünden Devlete verilen görevin bir zorunluluk içerdiğine, bu zorunluluk nedeniyle her yasada özel bir düzenleme yapılması gerekmediğine değinerek, Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, doğrudan uygulanır nitelik taşıdığını kabul etmiştir.
Tüm bu açıklamalar sonucunda; Devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı, yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmesinin zorunlu olduğu ortaya çıkmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, İSKİ Yönetim Kurulunun 16.10.2008 tarihli kararı ile ihalenin iptal edildiği, ihalenin iptali kararının 22.10.2008 tarihinde tebliğ edildiği, işleme karşı 19/12/2008 tarihinde İstanbul 10. İdare Mahkemesinde dava açıldığı, yargılama sonucunda İdarî başvuru yolları tüketilmeden açılan davada idarî merci tecavüzü bulunduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin ihaleyi yapan İSKİ Genel Müdürlüğüne tevdiine karar verildiği, İSKİ Genel Müdürlüğünce şikâyetin süre yönünden reddedildiği, ret kararının 21.07.2011 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 26.07.2011 tarihinde itirazen şikâyet başvurusunda bulunduğu, Kamu İhale Kurulu’nun 15.08.2011 tarih ve 2011/UY.II-2752 sayılı kararı ile, şikâyet başvurusunun süresinde yapılmadığından bahisle itirazen şikâyet başvurusunun süre yönünden reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, ihalenin iptaline ilişkin İSKİ Yönetim Kurulunun 16.10.2008 tarihli kararında, bu karara karşı başvurulacak idari merciler ve kanun yolları ile sürelerinin belirtilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, idarece Anayasa’nın 40. maddesine uygun olarak hangi kanun yolları ve mercilere başvurulabileceği ve sürelerinin belirtilmesi gerektiğinden, itirazen şikâyet başvurusunun süre yönünden reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddine ilişkin idare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin kabulü ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca Ankara 13. İdare Mahkemesi’nin 03.05.2012 tarih ve E:2012/140, K:2012/1013 sayılı kararının BOZULMASINA, DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE; dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine …” karar verilmiştir.
