KAMU İHALELERİNDEKİ İŞLERİN YÜRÜTÜLMESİNDE KİTABIN ORTASINDAN SOHBETLER

Uzun süre kamu kesiminde yöneten olarak görev yaptım. Yaklaşık 10 yıldır kendimize ait bir inşaat şirketinde işler yapmaya çalışıyoruz. Küçük tipik bir aile şirketiyiz. Esasında sadece özel konut inşaatları yapmıştık. Son 2 yılda devlete taahhüt işi yapmaya başladık. Bu nedenle ihale mevzuatı ve idare ile ilişkilerin yönetilmesi ve projelerin yapılması gibi deneyimler kazanmaya başladık.

Bu noktada kitabın ortasından sohbetler başlığını uygun gördüm. Ayrıntılı yasal mevzuat hükümlerini konuşmak yerine uygulamada karşılaşılan güçlüklerin neler olduğunu konuşmanın, tartışmanın da çok önemli olduğuna vurgu yapmak istiyorum.

Kamu ihalelerinde temel nokta bir yanda kurumların gereksinimlerini karşılayabilmek için yaptırmak istedikleri bir yapı/proje/iş/hizmet vs. var. Öte yanda bu işi yüklenmek ve yaptığı iş karşılığında para kazanmak isteyen yükleniciler var.

Bu durumda çıkarların çatışmasından söz edilebilir mi? İdare tarafında yönetenler kısıtlı bütçeleri ile daha iyi olanı, daha kapsamlı olanı yapmaya çalışıyorlar. Çok doğal bir istek. Ben de yöneten olduğum yıllarda kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanarak en kısıtlı olanaklar ile en iyi olanları yaptırmak istedim.

Yüklenici olarak bu yana geçtiğim vakit, en ekonomik olan imalatı yapmak ve işimin sonunda para kazanmak arzusu içinde olduğum yadsınamaz. En ekonomik olan kavramının altını çizmek istiyorum. Projeye aykırılıktan/uyumsuzluktan veyahut eksiklik, hatalı imalatlardan söz etmiyorum. Yapılması gerekeni en iyi fiyat ile nasıl yaptırabilirim? Sorusunun yanıtını bulmaya çalışıyorum.

Kuşkusuz bir ürünün/imalatın hem çok kaliteli olması hem de ekonomik olması mümkün olamaz. O halde burada ilk karşılaşma başlıyor. Ardından işin sürdürülmesi süresince kontrol teşkilatı ile yaşanan olaylar başlıyor.

Karşılaştığım birkaç örnekten söz etmezden evvel 4735 sayılı Kanunda yer alan  “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur.” düzenlemesini tartışmak istiyorum.

Yasa koyucu çok emredici bir hüküm ile idare ve yüklenicinin sözleşmenin iki eşit tarafı olduğunu anlatıyor. Uygulamada bu böyle midir? Kamu ihale Kanunu ihalelerin yapıldığı süreci çok ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Daha sonrasında ise Kamu İhale Sözleşmelerine ilişkin Kanun hükümleri doğrultusunda hazırlanan sözleşme ile taraflar sözleşmeyi imzalarlar.

Sözleşmelerin çok net hükümleri ile bağlayıcı nitelikte olan alt metinler var. Yapım İşleri Genel Şartnamesi, Teknik şartnameler, sözleşme ekleri, genelgeler, özelgeler ve daha pek çok hukuki metin var. Bu metinlerin tamamını düzenleyen idare olduğuna göre kamunun haklarının korunmasına dair düzenlemeler yapılıyor dediğim vakit haksızlık etmiş olur muyum?

Aklıma gelen ilk örnek, sözleşmeden sonra yer teslimi yapılması ile birlikte iş programının yapılması, bu programın incelenmesi, onaylanması yetkisi idareye verilmiştir. Oysa yüklenici olarak bu işin imalatların hangi program doğrultusunda yapılabileceği konusunda niçin benim hiçbir söz hakkım yok?

Başka bir örnek, projenin imalatı süresinde idare adına denetlemek görevini üstlenen “kontrol teşkilatı” denilen bir sistem var. Yasaya dayanılarak hazırlanan bütün hukuki metinler denetlemek ödevini verdikleri idarenin çalışanlarına çok büyük yetkiler vermiştir. Ben bunu ellerinde keskin bir kılıç bulunan ve yükleniciyi sürekli olarak en yalın hali ile tehdit eden mekanizma diye tanımlıyorum. Yaptığınız imalatı beğenmedim. Sökün, niçin beğenmediniz? Uyduruk bazı gerekçeler ileri sürdüğünü kabul edelim. Sökmediniz, itiraz ettiniz, sorunu nasıl çözeceksiniz? İmalatı durdurup sorunu Yüksek Fen Kurulu’na mı götüreceksiniz?

Kontrol teşkilatı görevlisinin yapılan proje konusundaki yetkinliği ne kadardır? Şantiye şefi olarak görevlendirdiğiniz görevlinizin deneyimi ne kadar? Tartışılan bir konuda kim ne kadar haklı? Bizim işimiz yapım işi olduğu için buradan örnek vermek isterim. Kontrol için gelen mühendis genç birisi diyor ki;

  • Ben buraya beton döktürmem
  • Niçin döktürmezsiniz?
  • Kalıbın içinde su görüyorum.
  • Sayın şefim orada gördüğünüz su birikintisi çok az bir bölümde ve 1 parmak seviyesinden bile az. Kaldı ki beton kalitesini, mukavemetini olumsuz etkileyecek düzeyde değil
  • Hayır, bu su temizlenmeden beton dökülmesine izin vermiyorum
  • Sayın şefim, personelimiz hazır, beton firmasından randevu alınmış, laboratuvar görevlileri hazır, iş güvenliği uzmanları hazır. Bu betonu dökemezsek beton firmasından ancak 1 hafta sonraya randevu alabileceğiz.
  • Ben bu su (ıslaklık) nedeni ile izin vermiyorum.
  • Telefonla erişmeye çalıştığınız diğer görevliler telefona yanıt vermiyor. Hiç kimseye ulaşamıyorsunuz. Lütfen bunu yapalım.
  • Hayır olmaz

Bu diyalogdaki konuyu bizzat yaşadığım için örneklemeye çalıştım.

HANİ SÖZLEŞMEDE İKİ EŞİT TARAF İDİK….?

Hukuk doktrininde buna silahların eşitliği ilkesi deniyor. Silahlarımız eşit mi? İdarenin görevlisinin elinde çok keskin bir kılıç var. Siz yüklenici tarafından kayıtsız şartsız ona itaat etmek zorundasınız.

Yüklenici bu durumu bir tutanak ile tespit etmiş ve idareye yazılı olarak bildirmiştir. Bu girişiminden sonra idarenin diğer yetkilileri ile arasında başlayan bir çatışma dönemi başlıyor. Abartmadan kitabın tam ortasından söylüyorum. Bu durum karşısında silahları eşit olduğuna göre şantiye şefi “kardeşim ben de inşaat mühendisiyim. Bu ıslaklık beton dökülmesini olumsuz etkileyecek bir durum değildir. Senin yorumuna katılmıyorum. Betonu dökeceğim” Diyebilir mi? Dedi ve döktü. Ne tür bir yaptırım ile karşı karşıya kalır?

Bunu tartışalım mı? Sonrasında başkaca söyleyeceklerim de olacak….

Selam ve saygılarımla

M.ERSÖZ

Kamu Müteahhidi

 

 

Print Friendly, PDF & Email

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz