Geçersiz bir sözleşmeye istinaden verilen paranın sebepsiz zenginleşme nedeniyle geri verilmesi isteğinde, denkleştirici adalet ilkesi gereğince paranın güncel alım gücüne ulaştırılarak hüküm altına alınması gerekir.
Yargıtay HGK, 02/10/2024 T.,
2023/1069 E.,2024/496 K.
“II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şahsi hakka dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmaması hâlinde tazminat istemine ilişkin eldeki davada, taraflar arasında dava konusu taşınmazın aynının devrini gerektirir bir belge bulunmaması nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğinin kabul edilemeyeceği, bu nedenle terditli tazminat isteğinin değerlendirilmesi gerektiğine yönelik Özel Daire bozması, mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama ve gelinen aşama itibarıyla davacı tarafından ödenen bedelin aynen mi, yoksa denkleştirici adalet ilkesine göre dava tarihindeki alım gücüne ulaştırılması suretiyle tespit edilen bedelin mi iadesinin gerektiği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanması gerekmektedir.
17. Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile uyuşmasını ifade eder (Kocayusufpaşaoğlu, Necip: Borçlar Hukukuna Giriş, 7. b., İstanbul 2017, s. 95).
18. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) olduğu gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) da sözleşme borç ilişkisinin kaynakları arasında sayılmış ve sözleşmenin tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı (TBK md. 1) hüküm altına alınmıştır.
19. Belirtmek gerekir ki, bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuçlar doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Sözleşmelere egemen olan ilke şekil serbestisidir. Buna göre, kural olarak, kanunda tersine bir açıklık olmadıkça sözleşmeler herhangi bir şekil şartına tâbi değildir (BK md. 11/1; TBK md. 12/1). Bununla birlikte, bazı sözleşmelerin geçerli olabilmeleri kanun koyucu tarafından belirli bir şekle uygun olarak yapılmaları koşuluna bağlanmıştır. Taraflar da, kanunun herhangi bir şekil koşuluna tâbi tutmadığı bir sözleşmenin geçerliliğini, belli bir şekilde yapılmasını hükme bağlayabilirler. İlk belirtilen yasal şekil, ikincisinde ise “taraflarca kararlaştırılan şekil” (BK md. 16; TBK md. 17) söz konusudur.
20. Diğer taraftan şekil zorunluluğunun öngörüldüğü sözleşmelerde; kanunun öngördüğü şeklin bir geçerlilik (sıhhat) şartı olarak düzenlendiğini, buna uyulmadan yapılan sözleşmelere “geçersizlik” müeyyidesinin bağlandığını, bunun hukuki mahiyet olarak emredici nitelikte olduğunu, bu nedenle de “geçersizlik” müeyyidesine bağlanan şekil eksikliğinin hâkim tarafından, taraflar ileri sürmeseler dahi, yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması gerektiğini belirtmekte yarar bulunmaktadır.
21. Bu kapsamda, şekil zorunluluğunun öngörüldüğü sözleşmelerden olan; tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmî şekilde yapılması zorunludur. Bu bir geçerlilik koşuludur [Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 706; BK md. 213; TBK md. 217; Noterlik Kanunu md. 60/3; Tapu Kanunu md. 26].
22. Somut olayda; davacı vekili, müvekkili adına taşınmaz satın alınması için vekil tayin ettiği davalı …’e ödediği toplam 45.000,00 TL ile dava konusu 385 ada 65 ve 68 parsel sayılı taşınmazların satın alındığını, ancak davalı …’in anılan taşınmazları diğer davalı … adına tescil ettirdiğini, aralarında çıkan uyuşmazlığın çözümü için 01.08.2012 tarihli protokolün imzalandığını, ancak davalı … tarafından protokol gereğinin de yerine getirilmediğini ileri sürmüştür. Bu iddia karşısında dava konusu taşınmazların temliki incelendiğinde; Nevşehir ili Ürgüp ilçesi Karaözü-1 mahallesinde kain 385 ada 65 ve 68 parsel sayılı taşınmazlar … adına tam pay üzere kayıtlı iken, …’in 21.09.2001 tarihinde ölümü ile mirasçıları …, …, … ve …’ye kaldığı, ortaklığın giderilmesi davası neticesinde 20.03.2007 tarihinde 1/2’şer oranda … ve … adına paylı mülkiyet üzere tescil edildiği, tescil işlemini anılan kişiler adına vekâleten …’nun yaptığı, daha sonra …’ın taşınmazlardaki 1/2’şer payını vekil… marifetiyle 26.06.2007 tarihinde …’ye satış suretiyle devrettiği kayda dayalı tespit edilmiştir.
23. Davacı tarafından dayanılan 01.08.2012 tarihli ve ”Protokol” başlıklı adi yazılı belge incelendiğinde; … ve … arasında akdedildiği, Ürgüp’te bulunan …’ye ait 6.730 m2’lik taşınmazın 02.08.2012 tarihinde …’a (davacının oğlu) devredileceği ve aynı gün yapılacak noter sözleşmesi ile 31.12.2012 tarihine kadar anılan taşınmazın satış hakkının Erbil tarafından…’e (güncel arsa rayiç bedelinin %50 fazlası ile bedelin ödenmesi kaydıyla) verileceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
24. Hemen belirtilmelidir ki, davacı tarafından davalı …’e taşınmaz satın alım yetkisini içerir bir vekâletname verilmediği, davacının tutunduğu 01.08.2012 tarihli protokolün ise taşınmazların aynının intikalini gerektirir resmî şekle haiz bir belge niteliğinde olmadığı gözetilerek tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verildiği, gelinen aşama itibarıyla da iptal ve tescil istemi bakımından bir uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın terditli istek olan tazminat miktarı üzerinde düğümlendiği açıktır.
25. Öte yandan, tazminat miktarına yönelik uyuşmazlığın çözümü bakımından denkleştirici adalet ilkesi hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.
26. Eldeki davada, taraflar arasında taşınmaz naklini gerektirir resmî şekle haiz bir sözleşme bulunmadığından davacı ile davalı …’in verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilecekleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 79 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre sebepsiz zenginleşenin (davalı …), zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlü olduğu, ancak bazı durumlarda (özellikle para borçlarında) zenginleşmenin tamamının geri verilmesi durumunda dahi diğer tarafın zararının tamamen karşılanmayabileceği ortadadır.
27. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hâl böyle olunca alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olması, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılması üzerine daha adil çözüme ulaşabilmek için yargısal içtihatlarla denkleştici adalet prensibine göre iade ilkesi benimsenmiştir.
28. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına geçen değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hâle getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
29. Denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hâle geldiği tarihteki veya akdin ifa edilemeyeceğinin öğrenildiği tarihte ulaştığı alım gücü, çeşitli ekonomik etkenlerin ( enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi ) ortalamaları alınarak belirlenmesi ve hüküm altına alınması gerekmektedir.
30. Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı …’e verdiği 45.000,00 TL’yi uzun süre geri alamadığını, oyalandığını, zarara uğradığını iddia ettikten sonra sonuç ve istem kısmında tapu iptali ve tescil istemlerinin kabul edilmemesi hâlinde mahkemece tespit edilecek alacak ile maddi ve manevi zararlarının davalılardan tahsilini istemiş, cevaba cevap dilekçesinde de talebini yinelemiştir. Gerek dava dilekçesi gerekse cevaba cevap dilekçesinden davacı tarafın tespit edilecek tüm zararının giderilmesini istediği, yapılan keşif neticesinde dava konusu taşınmazların harca esas değerlerinin tespiti ve mahkemece verilen süre içerisinde davacı tarafın 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16 ncı ve 32 nci maddeleri gereğince taşınmazların tam değeri üzerinden eksik harcı ikmâl ettiği, ilk istek tapu iptali ve tescil olduğundan davacı tarafın kendisine yüklenen yükümlülüğü yerine getirdiği, tapu iptali ve tescil isteminin kabul edilemeyeceği ortaya çıktıktan sonra terditli tazminat istemi yönünden değerlendirmeye geçildiği, gelinen aşama itibarıyla davacı tarafın denkleştirici adalet ilkesine uygun bir biçimde tüm zararının giderilmesini isteyebileceği, davalı …’nun, davacı adına taşınmaz satın almak için davacıdan 2001 yılında aldığını kabul ettiği 45.000,00 TL’nin denkleştirici adalet ilkesi gereğince dava tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerektiği anlaşılmıştır.
31. O hâlde mahkemece, TEFE ve TÜFE endekslerinin Devlet İstatistik Enstitüsünden sorularak, 45.000,00 TL’nin dava tarihi itibarıyla çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir. Mahkemece anılan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
32. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
02.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”


